
Frida Kahlo’ya Lacancı Bir Bakış: Arzunun Yaralı Yüzü
Frida Kahlo’ya Lacancı Bir Bakış: Arzunun Yaralı Yüzü
Frida Kahlo’nun sanatı, yalnızca bir otoportre dizisi değil; Lacancı anlamda parçalanmış öznenin arzusu, kaybı ve eksikliğiyle yüzleşmesidir. Onun eserlerinde kadınlık, beden, acı ve kimlik sürekli olarak sorgulanır. Lacan’ın özne kuramı açısından Frida’nın sanat üretimi, simgesel düzende bir yer arayan ama sürekli “Gerçek” olanla —yani temsil edilemeyen travmatik deneyimlerle— karşılaşan bir öznenin dışavurumudur.
Frida’nın çocuklukta geçirdiği çocuk felci, ardından tramvay kazası sonucu yaşadığı kalıcı bedensel hasar, öznenin Lacan’ın tanımladığı “ayna evresi”yle kurduğu ilişkiyi altüst eder. Ayna evresinde çocuk, kendi bütünlüğünü bir imge olarak algılar ve bu bütünlük, öznenin benliğini kurar. Frida’nın bedeni ise bu bütünlükten sapmıştır; “eksik”tir ve bu eksiklik onun benlik inşasını sürekli kesintiye uğratır. Bu nedenle Kahlo’nun otoportreleri, yalnızca kendine bakışı değil, Lacan’ın “kendine yabancı bakışı”nın resmedilişidir. Özneyi bölünmüş, yaralı ve aynı zamanda arzunun taşıyıcısı olarak gösterir.
Lacan’ın bakış kuramı, Frida’nın sanatında çarpıcı biçimde karşılık bulur. Otoportrelerinde izleyiciye doğrudan bakan gözleriyle Frida, sadece nesne olarak görülmeyi reddeder. “Bakışa maruz kalan” değil, bakışı geri iade eden bir öznedir. Bu karşı bakış, Lacan’ın “ben bakıyorum ama görüldüğüm yerde değilim” düşüncesini destekler: Frida hem özne hem nesne pozisyonlarını sürekli ihlal eder.
Frida’nın imgeleri, Lacan’ın Gerçek alanı ile de doğrudan ilişkilidir. Gerçek, dilin ve simgeselin ötesinde olan, adlandırılamayan ve yerinden edilemeyen travmatik olandır. Frida'nın rahim imgeleri, doğum temaları, açık yaraları ve çift bedenli otoportreleri bu travmatik gerçekliğin simgesel düzende temsil edilemeyen ama sanatsal formda yaklaşılabilen izleridir. Sanatı, Gerçek’in karşısında dilin sınırlarını zorlayan bir arzu eylemidir.
Lacan’a göre objet petit a —arzu nesnesinin temsil edilemeyen izi— özneyi hareket halinde tutan şeydir. Frida’nın tüm üretimi bu eksiklik etrafında döner. Hem Diego Rivera hem çocuk sahibi olamamak hem de sürekli tekrar eden fiziksel ve duygusal acılar, Frida için sürekli kayganlaşan bir arzu alanı yaratır. Ancak bu arzuların hiçbir zaman tam anlamıyla doyuma ulaşmaması, onun üretimini tetikleyen temel itkidir.
Frida Kahlo, simgesel düzende tanınmayan, eksikliğiyle özdeşleşmiş bir kadının değil, arzunun öznesi olmayı ısrarla sürdüren bir benliğin temsilidir. Lacancı psikanalitik okuma, onun sanatını yalnızca bir acı anlatısı olarak değil, arzunun, bakışın ve özne olmanın direngen bir formu olarak anlamamıza imkân tanır.