Klinik Psikolog Öznur Karaman, PhD
0554 194 58 59
psikologoznurkaraman@gmail.com

Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda Eserine Psikanalitik Bir Bakış: Freud ve Lacan Perspektifinden

Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda Eserine Psikanalitik Bir Bakış: Freud ve Lacan Perspektifinden

Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda adlı eseri, yalnızca bir feminist manifesto değil; aynı zamanda öznenin, arzunun ve yazının psikanalitik düzlemdeki izini süren güçlü bir anlatıdır. Eserde Woolf, kadınların yaratıcı üretim yapabilmeleri için ekonomik özgürlük ve fiziksel bir “oda”ya sahip olmaları gerektiğini söyler. Ancak bu “oda”, aynı zamanda içsel bir alanı, bilinçdışını ve arzunun konuşma hakkını da simgeler. Psikanalitik açıdan bakıldığında bu metin, hem Freud’un bastırma ve cinsellik kuramları hem de Lacan’ın özne kuramı ve simgesel düzen kavramları çerçevesinde çok katmanlı biçimde okunabilir.

Freudçu bakışla, kadın yazarın üretim süreci, ataerkil süperegonun baskısıyla şekillenir. Kadının arzusu bastırılmış, yazar kimliği ile özdeşimi engellenmiştir. Woolf’un sözünü ettiği “Shakespeare’in kız kardeşi” hayali karakteri, yetenekli ancak ifade imkânı elinden alınmış bastırılmış bir arzunun sembolüdür. Kadın, patriyarkanın çizdiği sınırlar nedeniyle kendi arzusu doğrultusunda hareket edemez; bu da nevrotik bir içe dönüş ve üretim yoksunluğu yaratır. Yazmak, bu bastırmanın kırılması anlamına gelir; kadın için yazmak, aynı zamanda kendi iç dünyasını yeniden sahiplenmektir.

Lacancı perspektiften, Woolf’un “oda” metaforu, öznenin simgesel düzende bir yer edinme arzusunu temsil eder. Lacan’a göre kadın, eril söylem içinde ötekilik konumuna itilmiştir; “kadın” diye bir şey yoktur, yalnızca eril simgesel içinde konumlanan bir boşluktur. Kadının yazması, bu boşluğa ses vermeye çalışmasıdır. “Kendine ait bir oda” bu bağlamda, kadın öznenin simgesel düzende bir temsil bulma çabasıdır. Oda, yalnızca bir mekân değil, öznenin kendi arzusuna sahip çıkabileceği bir alanın arayışıdır.

Lacan’ın “eksik” ve “arzu” kavramlarıyla da eserin dili örtüşür. Kadın özne, arzunun öznesi olmaya çalışırken sürekli bir yoklukla karşılaşır. Yazı, bu yoklukla yüzleşme biçimidir. Woolf’un kendine özgü şiirsel, dağınık ve ritmik anlatımı, bu arzunun dildeki yankısıdır. Oda, yalnızca yazmak için bir yer değil; kadın öznenin hem bedensel hem dilsel düzlemde kendiyle karşılaşabileceği bir aynadır.

Kendine Ait Bir Oda, kadının sadece maddi değil, ruhsal ve simgesel düzlemde de yer edinme arayışıdır. Freud’un bastırma kuramı ile Lacan’ın simgesel düzen ve eksiklik düşüncesi birleştiğinde, bu metin yalnızca tarihsel değil, varoluşsal bir çığlık olarak da okunabilir.

Klinik Psikolog Öznur Karaman, PhD