Klinik Psikolog Öznur Karaman, PhD
0554 194 58 59
psikologoznurkaraman@gmail.com

Beckett’in Godot’yu Beklerken Eserine Psikanalitik Bir Bakış: Freud ve Lacan Perspektifinden

Beckett’in Godot’yu Beklerken Eserine Psikanalitik Bir Bakış: Freud ve Lacan Perspektifinden

Samuel Beckett’in Godot’yu Beklerken adlı absürd tiyatro klasiği, görünürde iki adamın –Vladimir ve Estragon’un– Godot adında belirsiz bir figürü beklemesini konu alır. Ancak bu bekleyiş, psikanalitik açıdan bakıldığında, öznenin arzusunun, bastırılmış anlamın ve özdeşleşme krizinin sahnede açığa çıktığı zamansız bir ruhsal durumun temsiline dönüşür.

Freudçu bakış açısıyla, oyun, bastırılmış arzu ve ertelenmiş doyum üzerine kuruludur. Vladimir ve Estragon, dış dünyayla teması kesilmiş, zaman ve mekân algısı parçalanmış bir bilinçdışı düzleminde var olurlar. Godot’nun kim olduğu, ne zaman geleceği ya da gerçekten var olup olmadığı belirsizdir – bu da Godot’yu öznenin arzuladığı fakat hiçbir zaman doyuma ulaşamayacağı bir nesne haline getirir. Freud’un “haz ilkesine karşı gerçeklik ilkesi” çatışması burada belirgindir: karakterler, bir türlü gerçekleşmeyen bir arzu nesnesine ulaşmak için gerçekliği askıya alırlar. Beklemek, eyleme geçmemek ve arzuyu sürekli ertelemek; nevrotik yapının sahne üzerindeki karşılığıdır.

Lacancı açıdan, Godot, öznenin arzusu tarafından kurulan ve sürekli ertelenen eksik'in adıdır. Lacan’a göre arzu, hiçbir zaman nesnesine ulaşamaz; çünkü arzu, eksiklikten doğar ve simgesel düzende sürekli ötelenir. Godot asla sahneye çıkmaz çünkü Godot, öznenin bilinçdışı tarafından yapılandırılmış bir simgesel boşluktur. Oyunun döngüsel yapısı, Lacan’ın “arzu metonimisi” kavramıyla örtüşür: arzu nesnesine yönelme sürekli başka bir şeyle yer değiştirir, ama asla doyuma ulaşılmaz. Vladimir ve Estragon, bu bağlamda simgesel düzende sabitlenemeyen, kaygan ve eksik öznelerdir. Konuşmaları, jestleri, hatırlama çabaları – tümü bir “özne olma çabasının” parodisine dönüşür.

Lacan’ın “Gerçek” kavramı da metne uyarlanabilir: Godot’nun gelmemesi, arzunun nesnesinin her zaman simgesel olanın ötesinde kalmasıdır. Beckett, bizi Godot'yu beklemeye değil, arzuya bağlı bekleme halini anlamaya çağırır. Godot’yu Beklerken, öznenin ne geçmişle ne gelecekle bağ kurabildiği, yalnızca arzunun yankısıyla baş başa kaldığı bir psikanalitik mekândır.

Klinik Psikolog Öznur Karaman, PhD