
Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda Eserine Psikanalitik Bir Bakış: Freud ve Lacan Perspektifinden

Freudçu bakışla, kadın yazarın üretim süreci, ataerkil süperegonun baskısıyla şekillenir. Kadının arzusu bastırılmış, yazar kimliği ile özdeşimi engellenmiştir. Woolf’un sözünü ettiği “Shakespeare’in kız kardeşi” hayali karakteri, yetenekli ancak ifade imkânı elinden alınmış bastırılmış bir arzunun sembolüdür. Kadın, patriyarkanın çizdiği sınırlar nedeniyle kendi arzusu doğrultusunda hareket edemez; bu da nevrotik bir içe dönüş ve üretim yoksunluğu yaratır. Yazmak, bu bastırmanın kırılması anlamına gelir; kadın için yazmak, aynı zamanda kendi iç dünyasını yeniden sahiplenmektir. Lacancı perspektiften, Woolf’un “oda” metaforu, öznenin simgesel düzende bir yer edinme arzusunu temsil eder. Lacan’a göre kadın, eril söylem içinde ötekilik konumuna itilmiştir; “kadın” diye bir şey yoktur, yalnızca eril simgesel içinde konumlanan bir boşluktur. Kadının yazması, bu boşluğa ses vermeye çalışmasıdır. “Kendine ait bir oda” bu bağlamda, kadın öznenin simgesel düzende bir temsil bulma çabasıdır. Oda, yalnızca bir mekân değil, öznenin kendi arzusuna sahip çıkabileceği bir alanın arayışıdır.
Daha Fazla